[Flash 9 is required to listen to audio.]

I Monster - Daydream In Blue

 
Piyano Köşem..

Piyano Köşem..

 
Bir ikimiz kalsak şimdi terimizi silmeyeBir üşensek bir üşensek kalsak öyle sırılsıklamUyuyakalsak öylece birlikte aynı yereSabitlemişken gözlerimizi aynı anda uykuya dalsakEflatun bir at görsek rüyamızda aynı andaEflatun at olmaz deme deneyelim bak olabilirYeter ki uyuyabilelim çünkü beraber uyumak,her türlü ön yargının üstesinden gelebilir…
-Ali Lidar

Bir ikimiz kalsak şimdi terimizi silmeye
Bir üşensek bir üşensek kalsak öyle sırılsıklam
Uyuyakalsak öylece birlikte aynı yere
Sabitlemişken gözlerimizi aynı anda uykuya dalsak
Eflatun bir at görsek rüyamızda aynı anda
Eflatun at olmaz deme deneyelim bak olabilir
Yeter ki uyuyabilelim çünkü beraber uyumak,her türlü ön yargının üstesinden gelebilir…

-Ali Lidar

 
[Flash 9 is required to listen to audio.]

 Andrew Bird - Tables And Chairs 

 
Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük. Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış… Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. Hepimizin korkuları aynı. Gelecek parlak değil… Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız.Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Katı. Karıncalar gibi.Böcekler gibi.Koyunlar gibi.-Chuck Palahniuk

Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük. 
Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış… 
Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. 
Hepimizin korkuları aynı. Gelecek parlak değil… 
Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız.
Mükemmel bir uyum içinde olacağız. 
Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Katı. 
Karıncalar gibi.
Böcekler gibi.
Koyunlar gibi.

-Chuck Palahniuk

 
Bilmiyorum dostum..Sanırım kesinleşti.. Summer’a resmen aşık oldum..Gülüşünü seviyorum.Saçlarını seviyorum.Dizlerini seviyorum.Boynundaki kalp şekilde olan doğum lekesini seviyorum.Konuşmadan önce bazen dudaklarını yalamasını seviyorum.Gülerken çıkardığı sesleri seviyorum.Uyurkenki halini seviyorum.Bu şarkıyı her duyduğumda aklıma onun gelmesini seviyorum.Bana hissettirdiklerini seviyorum.Sanki herşey mümkünmüş gibi..Sanki..Yaşamaya değermiş gibi.. Summer’dan nefret ediyorum..Yamuk yumuk dişlerinden,1960’lardan kalma saç kesiminden..Kemikli dizlerinden..Boynundaki ezilmiş hamam böceğine benzeyen lekeden nefret ediyorum..Konuşmadan önce dudaklarını yalamasından nefret ediyorum.Gülerken çıkardığı sesten nefret ediyorum.Bu şarkıdan nefret ediyorum!.Bir yanım unutmak istiyor..Bi yandan da,bu evrende beni mutlu edebilecek tek insanın o olduğunu biliyorum.-500 Days Of Summer

Bilmiyorum dostum..Sanırım kesinleşti.. 
Summer’a resmen aşık oldum..
Gülüşünü seviyorum.
Saçlarını seviyorum.
Dizlerini seviyorum.
Boynundaki kalp şekilde olan doğum lekesini seviyorum.
Konuşmadan önce bazen dudaklarını yalamasını seviyorum.
Gülerken çıkardığı sesleri seviyorum.
Uyurkenki halini seviyorum.
Bu şarkıyı her duyduğumda aklıma onun gelmesini seviyorum.
Bana hissettirdiklerini seviyorum.
Sanki herşey mümkünmüş gibi..
Sanki..Yaşamaya değermiş gibi.. 

Summer’dan nefret ediyorum..
Yamuk yumuk dişlerinden,1960’lardan kalma saç kesiminden..
Kemikli dizlerinden..
Boynundaki ezilmiş hamam böceğine benzeyen lekeden nefret ediyorum..
Konuşmadan önce dudaklarını yalamasından nefret ediyorum.
Gülerken çıkardığı sesten nefret ediyorum.
Bu şarkıdan nefret ediyorum!.

Bir yanım unutmak istiyor..
Bi yandan da,bu evrende beni mutlu edebilecek tek insanın o olduğunu biliyorum.


-500 Days Of Summer

 
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Hooverphonic - Mad About You

 
Mutfak masasında oturuyordu.Aşırı makyaj yapmıştı ve saçları kırpık kırpık kesilmişti.Bakıştık. bir yandan nefes alıyor, ama öte yandan da boğuluyordum ya da bunun gibi bir şey oluyordu.Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Betty Sofrayı kurmuştu. Yemeği getirmek için tek kelime etmeden ayağa kalktı.Domates soslu köfte vardı. Karşılıklı oturduk ve suratını astı, buna çok uzun süre dayanamadım.Eğer o anda ağzımı açsaydım, inlemeye başlardım.Başında sadece üç ya da dört santimlik saç tutamları kalmıştı, rimeli akıyor ve ruju her taraftan taşıyordu.Gözlerini bana dikti ve olabilecek en kötü şeyde bu bakıştı.İçimden bir şeylerin kopacağını hissettim .Öne doğru uzandım ve gözlerimi ondan ayırmadan iki elimi de salçalı köftenin içine daldırdım. Sıcaktı.Bir yığın köfte aldım, domates sosu parmaklarımın arasından akıyordu, hepsini olduğu gibi yüzüme buladım, gözlerime, burnuma, saçlarıma;yanıyordum, ama her yerime sıvadım, yemek akıyor ve bacaklarıma damlıyordu. Elimin tersiyle domates soslu gözyaşlarımı sildim. hala tek kelime etmemiştik. bir süre böyle kaldık.Ben o olmuştum.- Betty Blue 

Mutfak masasında oturuyordu.Aşırı makyaj yapmıştı ve saçları kırpık kırpık kesilmişti.Bakıştık. bir yandan nefes alıyor, ama öte yandan da boğuluyordum ya da bunun gibi bir şey oluyordu.Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Betty Sofrayı kurmuştu. Yemeği getirmek için tek kelime etmeden ayağa kalktı.Domates soslu köfte vardı. Karşılıklı oturduk ve suratını astı, buna çok uzun süre dayanamadım.Eğer o anda ağzımı açsaydım, inlemeye başlardım.Başında sadece üç ya da dört santimlik saç tutamları kalmıştı, rimeli akıyor ve ruju her taraftan taşıyordu.Gözlerini bana dikti ve olabilecek en kötü şeyde bu bakıştı.İçimden bir şeylerin kopacağını hissettim .Öne doğru uzandım ve gözlerimi ondan ayırmadan iki elimi de salçalı köftenin içine daldırdım. Sıcaktı.Bir yığın köfte aldım, domates sosu parmaklarımın arasından akıyordu, hepsini olduğu gibi yüzüme buladım, gözlerime, burnuma, saçlarıma;yanıyordum, ama her yerime sıvadım, yemek akıyor ve bacaklarıma damlıyordu. Elimin tersiyle domates soslu gözyaşlarımı sildim. hala tek kelime etmemiştik. bir süre böyle kaldık.
Ben o olmuştum.

- Betty Blue 

 
Joan Baez,Bob Dylan ile tanışma anılarını ve hissettiklerini anlatıyor : 
“Bob Dylan’ı ilk kez 1961 yılında, Greenwich Village’de, Gerde’s Folk City’de görmüştüm. Pek etkileyici değildi. Kulak hizasında kısa, tepesinde kıvırcık saçlarıyla, azıcık köylümsü bir görünüşü vardı. Çalarken kah bir ayağının, kah diğer ayağının üstünde zıplıyor; koca gitarı onu cüceleştiriyordu. Ceketi ham deriden yapılmıştı ve iki beden küçüktü. yanakları çocukluğun dolgunluğunu taşıyordu, ama dudakları, işte onlar harikaydı: yumuşak, şehvetli, çocuksu, sinirli ve içe dönük… Şarkılarının sözlerini tükürür gibi söylüyordu. Bu sözcükler fazla dobra ve keskin olmalarına rağmen, özgün ve taze bir soluk gibiydi. Yepyeni bir tipti, alışılmışın çok dışındaydı ve çok pasaklıydı. Şarkı söylemesi bitince bizim masaya getirdiler ve böylece o tarihi olay, yani bizim tanışmamız gerçekleşti. Orada öylece ayakta duruyor, kibar kibar mırıldanıyor, çekingen bir gülümsemeyle bizlere bakıyordu… Delikanlının yetenekli olduğu ve insanları etkileyebildiği bir gerçekti. Bense yeni yeni etkilenmeye başlamıştım… Çok ufak tefek, çok genç görünüyordu. Ondan sadece altı ay büyüktüm ama kendimi onun annesi gibi hissediyordum. Big Sur’e döndüğümde bazı arkadaşlar bana Büyük Albert’ın (Grossman) Bob’la konuştuğunu ve müzik çevrelerinde konuşulanlara bakılırsa, Bob’un ‘büyük iş’ yapacağını anlattılar. Pek ihtimal vermedim. Israr ettiler, ‘Elvis’ten bile büyük olacak’ dediler. ‘Delisiniz siz’ dedim. Hımhımlayarak, sözcükleri yutarak söylediği şarkıları ve köylü görünüşünü düşünüyordum. ‘Tabii,’ dedi bir başkası, ‘hem biliyor musun, onun kaç para kazanabileceğini konuşmaya başladıklarında Dylan ne yapmış?’ Bir köşeye gidip gerçek dostlarının listesini yapmaya başlamış; çünkü zengin olduğunda kimin dost olduğunu bilmesi gerekiyormuş.’ Gülümsedim, ama yine de daracık ceketli, asi çocuğun para düşkünü olabileceğini düşünemedim.”

Joan Baez,Bob Dylan ile tanışma anılarını ve hissettiklerini anlatıyor : 

“Bob Dylan’ı ilk kez 1961 yılında, Greenwich Village’de, Gerde’s Folk City’de görmüştüm. Pek etkileyici değildi. Kulak hizasında kısa, tepesinde kıvırcık saçlarıyla, azıcık köylümsü bir görünüşü vardı. Çalarken kah bir ayağının, kah diğer ayağının üstünde zıplıyor; koca gitarı onu cüceleştiriyordu. Ceketi ham deriden yapılmıştı ve iki beden küçüktü. yanakları çocukluğun dolgunluğunu taşıyordu, ama dudakları, işte onlar harikaydı: yumuşak, şehvetli, çocuksu, sinirli ve içe dönük… Şarkılarının sözlerini tükürür gibi söylüyordu. Bu sözcükler fazla dobra ve keskin olmalarına rağmen, özgün ve taze bir soluk gibiydi. Yepyeni bir tipti, alışılmışın çok dışındaydı ve çok pasaklıydı. Şarkı söylemesi bitince bizim masaya getirdiler ve böylece o tarihi olay, yani bizim tanışmamız gerçekleşti. Orada öylece ayakta duruyor, kibar kibar mırıldanıyor, çekingen bir gülümsemeyle bizlere bakıyordu… Delikanlının yetenekli olduğu ve insanları etkileyebildiği bir gerçekti. Bense yeni yeni etkilenmeye başlamıştım… Çok ufak tefek, çok genç görünüyordu. Ondan sadece altı ay büyüktüm ama kendimi onun annesi gibi hissediyordum. Big Sur’e döndüğümde bazı arkadaşlar bana Büyük Albert’ın (Grossman) Bob’la konuştuğunu ve müzik çevrelerinde konuşulanlara bakılırsa, Bob’un ‘büyük iş’ yapacağını anlattılar. Pek ihtimal vermedim. Israr ettiler, ‘Elvis’ten bile büyük olacak’ dediler. ‘Delisiniz siz’ dedim. Hımhımlayarak, sözcükleri yutarak söylediği şarkıları ve köylü görünüşünü düşünüyordum. ‘Tabii,’ dedi bir başkası, ‘hem biliyor musun, onun kaç para kazanabileceğini konuşmaya başladıklarında Dylan ne yapmış?’ Bir köşeye gidip gerçek dostlarının listesini yapmaya başlamış; çünkü zengin olduğunda kimin dost olduğunu bilmesi gerekiyormuş.’ Gülümsedim, ama yine de daracık ceketli, asi çocuğun para düşkünü olabileceğini düşünemedim.”

 
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Koptu Kervan - Hey Gidi Dünya Hey

 
Tamam.Sakinim.

Tamam.Sakinim.

 
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Iyeoka,bebeğim bi Amy Winehouse kadar değilsin ama iyisin yine de.

 
Bütün olanlar için özür dilerim. Kabahatin bende olduğunu biliyorum. Günlerdir durmadan seni düşünüyorum.Kitabını elimden bırakmıyorum. Bütün meselelerde sen haklısın. Bugün düşündüklerimi, seninle birlikte olduğumuz gün bilseydim, her şey başka türlü olurdu.-Oğuz Atay

Bütün olanlar için özür dilerim. Kabahatin bende olduğunu biliyorum. Günlerdir durmadan seni düşünüyorum.Kitabını elimden bırakmıyorum. Bütün meselelerde sen haklısın. Bugün düşündüklerimi, seninle birlikte olduğumuz gün bilseydim, her şey başka türlü olurdu.

-Oğuz Atay

 
theme by iemai